"Olmak ya da olmamak değil — mesele çalkalamak ya da çalkalamamak. Dedenden kalan barı ayakta tutmanın tek yolu bu."

Herkese selamlar!

Biz Sheer Cat. Bugün, kendimizi içine bıraktığımız oyunu size ilk kez tanıtıyoruz: To Shake, or Not to Shake. Bu ilk günlük, geliştirmenin nerede olduğunu anlatmıyor. Bu oyunun ne olduğunu, içinde ne yaptığını ve onu neden bu kadar sevdiğimizi anlatıyor.

Tezgâh Artık Senin

Dedenden bir bar kaldı. Tozlu raflar, yorgun bir tezgâh, birkaç eski müdavim ve yıpranmış bir tarif defteri. Kasaba bu barı dedenle tanıdı. Şimdi sıra sende.

To Shake, or Not to Shake, PC için geliştirdiğimiz hikâye odaklı bir bar işletme simülasyonu. Her gün kapıdan yeni yüzler girer, her sipariş küçük bir sınav olur ve her gecenin sonunda barını biraz daha büyütürsün.

Bir Kadehin Anatomisi

Siparişi dinle. Malzemeleri seç. Katmanla. Çalkala. Servis et. Kâğıt üstünde basit. Tezgâhın arkasında hiç de öyle değil.

İki elin var, ikisini de kullan. Sol tık sol elin, sağ tık sağ elin. Rom şişesini bardağın üstüne eğip dökmeye bıraktığında öbür elin çoktan naneye uzanıyor olabilir. Kalabalık bir akşamda sırayı bekletmekle bahşişi kapmak arasındaki fark budur.

Dök, bırak, katmanla. Sıvıları basılı tutarak dökersin, buzu ve dilimleri bardağa bırakırsın. Katmanların bardakta oluşmasını izlersin. Yanlış malzeme yanlış tat demektir.

Çalkala, ama kararında. Shaker'ı fareyle sağa sola sallarsın. Az çalkalarsan da fazla çalkalarsan da içkinin kalitesi düşer. Tarif doğru olsa bile elinde vasat bir kadeh kalır. Her içkinin kendi ritmi var ve müşteri farkı ilk yudumda anlar.

Bardağı müşteriye kaydır. Gerisini yüzünden okursun.

Gün bitince kasa sayılır. Eksik stoğu tamamlar, barını geliştirir, ertesi akşama hazırlanırsın. Defterde ilerledikçe yeni tarifler açılır. Basit bir cin toniğin yerini zamanla çok daha incelikli karışımlar alır.

Ayık Kalırsan Düşüncelerin Konuşur. İçersen Elin Titrer.

Bu oyunu bizim için özel kılan kısım tam olarak burası. Bu barda barmen de bir insan ve gece ilerledikçe senden iki farklı şey isteniyor.

Ayık kalırsan kafandaki sesler susmaz. Geçmişin, günün yükü, aklından çıkmayan ne varsa kulağına fısıldar. İşin kötüsü, bu sesler en olmadık anda gelir: müşteri içkisinin adını söylerken, bir ekstra isterken, kaç tane istediğini söylerken. Bazen siparişi hiç duyamazsın. Bazen yanlış duyarsın. Bazen de yanlış duyduğunu sanıp doğru siparişi boş yere değiştirirsin.

İçersen sesler kısılır. İlk yudumlar iyi gelir ve bedelleri küçüktür. Ama kadehler birikir. Önce ekranın kenarları bulanır, elin hafifçe titremeye başlar. Sonra dünya sararır ve dönmeye başlar, müşterilerin sözleri uzayıp gerilir. Çalkalamak gitgide zorlaşır.

İkisinin de bir bedeli var ve bu dengeyi bilerek eşit kurmadık: kolay yol her zaman içmek gibi görünür. Asıl soru, o kolay yolun faturasının ne zaman geleceği.

Kapıdan Giren Herkes Sıradan Değil

Barına her akşam farklı yüzler gelir: farklı saçlar, farklı kıyafetler, farklı tavırlar. Çoğu için sen yalnızca bir siparişsin. Ama bazıları geri döner. Bunlar kendi hikâyesi, kendi derdi ve kendi sevdiği içkisi olan müdavimlerdir. Seni hatırlarlar, sen de zamanla onları tanırsın.

Müşteriler de içer, bunu unutma. Bazıları kaldırabileceğinden fazlasını ister. Fazla kaçırdıklarında bar karışır ve o gürültüyü yönetmek de senin işin.

Bazıları ise barına içmeye değil, olay çıkarmaya gelir. Her bölümün kendi rakibi var: tezgâhın karşısına oturup işini, defterini, dedenden kalan mirası küçümseyen biri. Ona ne cevap vereceğini sen seçersin. Ağzının payını vermek de sende, susup bir kadeh daha koymak da.

Sıcak Bir Bar. Ama...

To Shake, or Not to Shake sıcak bir yer: loş ışık, buz şıkırtısı, tanıdık yüzler. Ama her barda olduğu gibi burada da kapanış saatinden sonra konuşulan şeyler var. Kara mizahla tatlandırılmış ama sonuçları olan, bölüm bölüm ilerleyen bir hikâye anlatmak istiyoruz. Hem güldürsün hem de bir yerinden dokunsun.

Bütün bunları yüksek çözünürlüklü piksel sanatıyla çiziyoruz. Retro bloklar yok. Işığı, gölgesi ve dokusu olan, içkinin bardakta katman katman parladığı bir piksel dünyası kuruyoruz.

Peki Neden Bu İsim?

Çünkü Shakespeare'in en meşhur sorusunu biz de biraz çalkaladık. Hamlet "olmak ya da olmamak" diye sorar. Bizim barmenimizin her gece cevaplaması gereken soru biraz daha sıvı: çalkalamak mı, çalkalamamak mı? Ayık kalmak mı, bir kadeh daha mı?

Bundan Sonra

Bu günlüklerde oyunu parça parça açacağız. Bir sonraki yazıda tezgâha yakından bakıp iki elle çalışmanın neden bu kadar keyifli (ve bazen bu kadar kaotik) olduğunu göstereceğiz.

Tezgâhın arkasında olup biteni kaçırmamak için bizi takip edin. To Shake, or Not to Shake'i Steam'de İstek Listenize ekleyerek bize büyük destek olabilirsiniz. Sorularınızı sosyal medya hesaplarımızdan bize iletin, hepsini okuyoruz.

Tezgâhın ardında görüşmek üzere,

Sheer Cat Ekibi